Kierkegaard’a Göre Kaygı ve Tin’in Bütünlüğü

Kierkegaard

Önce Kierkegaard kişiyi nasıl tanımlıyordu ona bakalım. Kierkegaard’a göre kişi ruh, beden ve bunların vücud bulduğu Tin olarak tanımlanıyordu. Tin çeşitli badireler sonucunda bir bütün kalabilir veyahut kendi niteliklerinden biri dahilinde tanımlanıp yok olabir. Kierkegaard’a göre bu Tin niteliğinin yok olması durumu yerine gelen şey Kaygıdır. Kaygı ise yaşanması muhtemel veya geçmişte yaşanmış ve gene yaşanılacağından endişe edilen yanlış karşısında geliştirilen yoğun bir kendini tanımlayamama halidir.

Ayrıca,

Masumiyet günah korkusu halidir. Çünkü bunu düşünmek için günah kavramına ihtiyaç duyulur.

Bilinmeyen şeyden kaygı duyarsın, kaygı duyduğun şeyin de eksikliğini hissedersin.

Reklamlar

Kant’a Göre Mutluluk

Kant 2

Kant’a göre mutluluk “kendinden memnun olmadır. Bu durum negatif bir hoşnutluğa işaret eder. Bu insanın herhangi bir şeye gereksinim duymama durumunu açıklar. Bu “bir şeye” gereksinim duymama durumunun farkındalığı ile kazanılabilecek bir durumdur. Yani Kant mutluluğu eğilimlerden bağımsızlığa kavuşmaya ya da eğilimlerin kendimiz üzerindeki belirleyiciliğinin ortadan kalkıp davranışlarımızın tamamen saf pratik akılla belirlenmesi durumuna yükler.

Eğilimlerin Kant tarafından “yönetilmesi” değil “aşılması” gereken şeyler olarak görülmesinin sebebi bu eğilimlerin her ne kadar beslenip bir “hoşluk” durumu yaratması durumu da olsa, bu hoşluğu sağlamak için gereken “şeylerin” devamlı artması ve hatta akıl tarafından denetlenmesi durumunda bile davranışlarımımızın sadece eğilimlerimize “kölece” bir hizmete dönüşmesinin kaçınılmaz olmasındandır. Gene Kant’a göre bu eğilimlerin “yufka yüreklilik” gibi durumları dahi olsa sağlıklı düşünen bir zihin’in aksiyomlarında bu durum bile karmaşa yaratabilir.

Bu durumda Kant’ın bu durum hakkındaki görüşlerini özetlersek; Eğilimler kör olduğundan akılın tek başına kendi yararını gözetmesi durumunu yaralayıp doymak bilmeyen bin bir türlü eğilimin karşılanması için Aklı bir hizmetçiye dönüştüreceğinden ya Akıl eğilimlerinden kurtulur ve Ahlaksal iyi Aksiyomlara dayalı bir davranış yığınına sahip olur veya Akıl Eğilimler tarafından eğilimlerinden kurtulma isteğinden zorla kurtarılır ve eylemlerinin Ahlaklılığı ve Yasallığı ne kadar kapsayacak olması da Aklın emrine değil basit bir Psikolojik bir Determinizmin emrine verilir.


Althusser’e Göre Felsefe – İdeoloji Ayrımı

althusser

Althusser’e göre felsefe Marx öncesine ait bir terim iken İdeoloji Marx sonrası bir terim. Marx İçin’de bu iki ayrımı sonrası Felsefe karşısında o dönemde ima edildiğinin aksine, İdeolojinin farkındalıktan ne kadar uzak olduğu ve nasıl rastlantısal çeşitli simgeler üzerine kendini “Gösterdiğini” yazar.

 

Bunları bir kenara bırakırsak kelimelerin anlamlarından Aydınlanmadan nasıl Modern çağlara geçtiğimizi de çıkartabiliriz. Felsefe yani philosophia bilgi – bilgelik sevgisi demek iken İdeoloji Fikir Bilim demektir. Buradan anlaşılan İdeolojiler çağına geçtiğimiz zaman, belli kurallara dayanan rasyonel düşüncenin çeşitli formları  artık sevilen şeyler değil, ders çıkartılan şeyler.

 

 

 


Zihin Problemi

normal-adult-brain-lg

Doğada herşey belli bir düzeyde karmaşa içindedir ve insan bu karmaşa içinde kendine özgü bir mantık örgüsü kurar

Kelimeleri ortak gerçekliğe dökebilmek için farazi bir zihin veya tin kurgulamak çoğu zaman gereklidir. Bu o Tin’in varlığından veyahut yokluğundan değil farazi bir zihin kavramı olmadan insanların rasyonel temele dayalı irrasyonel düşünüsünü uzun analizler veya varsayımlarla anlamlandırmanın gayet karmaşık olmasındandır.

Beden ve elektrik sinyalleriyle işleyen ve tarih boyunca bizi ortak bir tahayyüle bağlamaya yarayan biyolojik modemler olan Beyininin sinyallerininin değerlendirmesini elimizde aygıtlar olmadan yapamayacağımıza göre hala belirli bir duygu-durumu varsayıp onun üzerinden ortak gerçekliğe temas noktaları üzerinden kişilerin Zihin’i olduğunu varsaymak materyalizme halel getirmez sadece kolaya kaçtığımızı gösterir pi sayısını 3 almak gibi.


Şeylerin Nedenleri

rene-descartes

Şeylerin nedenleri üzerine tarih boyunca bir çok şey söylenmiştir. Peki şeyleri anlamlandırmak için neler yapılmıştır?

Descartes’in analizci felsefesi ve onun karşısında Spinoza’nın sentezci felsefesi aslında bu yaklaşımların bir çoğunun temelini oluştur.

Öncelikli olarak Descartes’ın bilgiye ulaşmak için kullandığı yönteme gelelim, analiz’e, yani parçadan bütüne gitmeye

 

“Hiçbir şey nedensiz değildir” Önermesi analizci bir bakışı temelden özetliyor, peki bu ne demek? Hakkında pek çok şey yazılık bir çok önerme ortaya konulabilir ama bu kısaca “Geçmişi kurgulamaktır”. Geçmişi kurgulamaktır çünkü ele alınan şey güncelde elimizdedir ama biz bunun daha önceki hallerini ve bu hallere yol açan bir şey’i takip ediyor ve düşünüş sistemimizin başına koyuyoruzdur.

Baruch_de_spinoza,_Wijsgeer,_1632-1677

“Hiçbir neden sonuçsuz değildir” Önermesi ise sentezci bir bakış açısını gözler önüne seriyor. Bu bakış açısında önemli olan Şey’in halleri değil, Neden’in ortaya çıkardığı haller ve bu hallerin aldığı şekillerdir. Öncelikli olarak neden belirlenir ve sonrasında ise bunun aldığı, alabileceği şekiller ortaya serilir. Spinoza’nın önermeler, aksiyomlar ve çıkarımları da buna dayanır. Yani günlük hayatta yaptığımız düşünüşlerin tam tersi fakat yanılgıyı ortadan şekli.

 

Hangi ekolü takip edersek edelim önemli olan düşünüş sistemimizde hangisini önemsediğimize göre doğru düşünüş aletini seçelim.

Şeyleri ve bunların nasıl olupta bugünkü konumlarını aldıklarını merak ediyorsak analizci bir bakış açısını,

Şeylerden bağımsız nedenlerin nasıl sonuçlara yol açacağını ve ne tür mümkünler’in var olacağını merak ediyorsak sentezci bir bakış açısını temel almalıyız

 

 


Spinoza’ya Göre Birey’i Oluşturan Cisimlerin 3 Hali

spinoza2

Spinoza’ya göre Birey ve onun kendiliğinde topladığı bir çok hareket eden, duran ve birbirinin üstüne binen Cisimler 3 ana Cisim’e ayrılmıştır. Bunlar;

  1. Parçaları daha büyük yüzeylerde üstüste binenler, Sert
  2. Parçaları daha küçük yüzeylerde üstüste binenler, Yumuşak
  3. Parçaları karşılıklı hareket edenlerde, Sıvı‘dır