Toplumsal Sözleşme

Toplumsal sözleşmesi denilen şeye inanmak çok komik yahu hangi devlet kurulurken halkıyla yapmış?

Adamlar gelmiş onu bunu kesmiş malına ortak olmuş 18yyda bi gerizekalı çıkmış toplumsal sözleşme var demiş bu durumu meşrulaştırmaya çalışmış. nah var!! öyle olsaydı türkiye ile anlaşma yapacağıma gider adam gibi ülke bulurdum kendime anlaşma yapacak.

Hiçbir yasayı kabul etmiyorum ben imzalamadım birşey hiçbir kanunu ben çıkarmadım hepsi bana yaşamım boyunca dayatıldı diyebiliyor muyum? belki. ama uymayabiliyor muyum: hayır yoksa devlet en azından seni bir yere tıkıyor taptığın malını alıyor onla gardiyanların maaşını ödüyor.

Ben burda herhangi bir toplumsal sözleşme göremiyorum.

Reklamlar

Anarşizm ve Makus “Tarihi”


19 yy anarşizmi birinci dünya savaşı ve sonrasında krize girdi ve ikincisine gelemeden öldü. İşçilerle ve diğer ezilenlerle bağlantısını kaybetti bunun sonucunda tamemen yok oldu. Güney Avrupa sosyalist geleneği olarak Güney Amerikaya falanda sıçramış olsada birkaç örnek dışında eski adıyla liberter sosyalizim yok oldu.

Şimdi kendini üretme çalışmaları tıkanan fikri olarak birkaç alkolik kafası iyi entel dışında savunulmayan anarşizm nihilizm ve niçe illetiyle öğrenci ergen takımı eğlencesi halinde devam edip ne olduğu belirsiz birşeye döndü. Ekonomik ve siyasi altyapısı kayboldu anlamı sadece ona buna isyan olarak yerleşti.

Anarşist kelimesi 19yyda kültürel olarak liberter sosyalistler tarafından ele geçirildi anarko olarak birçok fikre gelen otorite karşıtlığı eki dönemi sonrasında anarşizm tek kelime ve çok anlama tekrardan birleşti.

Bu tekrar birleşme sırasında anarkokomünizm ve benzer sosyalist anarkoları diğer anarşist görüşlerle beraber ifade etme zamanında ise zaten gücünü kaybetmiş eskiden tüm diğer anarşist felsefeleri kapsar durumdaki liberter sosyalizm eridi gitti.

Bugünkü anarşizmle anlaşılan kavramın bakuninle kropotkinle proudhonla malatestayla pek alakası yok. Sonra boş zamanımda bu yazdıkları çürütürüm belki marksın beceremediğini leninin stalinin becermesi filan ama bunlar zaten freebsd kullananlar kadar kalmış olan geri kafalı 19 yy anarşistleri kafalılar arasında çok tartışıldı.


Milliyetçiliğin Üretilmesinde Cami

Friendfeed‘te yazmıştım düzenleyip konuyla ilgili tarafını buraya da alayım.

Milliyetçiliğin yaratılışında okullar kadar diyanet yoluyla tahakküm altına alınan camide etkili oldu.

Devletin din üzerinde tam bir tahakküm sağlaması için tüm özerk dini kuruluşlar kapatıldı(tekke ve zaviyeler). Sadece diyanet ile devlet yararına olarak din düzenlendi. Elhamdürillah türküm gibi sözlerde böyle ortaya çıktı. Yani dinle türkçülüğün birleştirilmişi olan garip birşey oluştu.

Halk üzerinde hakim olan türklük tanımı yani ortadoğu ve afrika dışındaki balkan kafkasya ve ortaasyadaki “müslümanlar” türktür anlayışıda böyle çıktı

Bu nedenle ders kitaplarında macarlar için falan “türklük bilincini kaybetmiş” denir.

Milli din yaratılamayacağı için islamı en iyi anlayan millet olan türk milleti söylemi bu nedenle yaratıldı.


Devlet Kapitalizm Birleşmesi

Devletler otoriterleşiyor. ikinci dünya savaşı sonrası olan anayasal demokrasilerden sonra ayaklanmalarla oluşan sınırlı özgürlük dönemi sonrası neoliberal bir devlet kapitalizm birleşmesine gidilmesi sonucu otoriterleşme artıyor. 11 eylül sonrası ise otoriterleşme çok sert bir ivme kazanıyor

Kapitalizm devleti yiyor ama şirket evliliği gibi. Kapitalizm altyapıda devletin yerini alıyor ama devlet üstyapıda buna direnmeye çalışıyor. devletle kapitalizm mutualist bir ilişki içine girip tek bir güç oluyorlar. devlet kendi aygıtlarını kendi kullanmıyor. kapitalizme kendi gücünü kiralıyor. devlet baskı ve ideolojik aygıtları kapitalizm tarafından işletilmeye başlanıyor. kapitalizmin şirket evliliği yöntemiyle ulus devleti içine katmanın sancıları yaşanıyor.

Bundan önce olan neydi burjuva devleti değil miydi? öyleydi ama sonuçta burjuva sınıf olarak devlete egemendi ama burda olan devlete egemen olma değil devleti kapitalizme katmak yani devletin hakim olacak bir kale olarak bulunmaması.

Bu yeni ne kapitalist ne de devlet olan yapıda olabilecek olan devletin altyapınında tamamen kapitalizme entegre olması, üstyapısınında eski meşruiyet kaynaklarını kullanarak egemenliğini genişletmeye ayrılması.

Bu durumda otoriterliğin artmasının nedeni devlet ve kapitalizmin iki farklı güç olmaktan çıkıp tek bir mutualist yapı oluşturmasından kaynaklanıyor.

Kısaca nerede devlet başlıyor nerede kapitalizm bitiyor belli olmayan iç içe girmiş bir yapı ortaya çıkıyor.

Burjuva devletinin liberal demokrasi dönemi(1929’a kadar olan dönem) sonrası otoritesini arttırıp gerektiğinde devletin kriz dalgaları sonrası çökecek olan kapitalizmi kurtarabilmesi için denetleme rolünü üstleniyor. ama 1970’ler sonrası amacı kendini ayakta tutmak olan yapıyı yemeye başlıyor.

Devletlerin sigorta görevini 2008de gördük ama devletler hem altyapılarını küçültüp hemde şişen ekonomiyi toparlayamazlar. kapitalizm buna bir çare bulmazsa batı devletleri doğu avrupa ve çin sayesinde daha rahat nefes alan batı halklarına daha çok yüklenilecek ve otoriterliğin dozunu arttırmak gerekecek. çünkü özellikle avrupadaki solidarist devlet rolü hem devlet altyapısının küçülmesi hemde avrupa pigslerine verdikleri borçlarla alınan kendi mallarıyla geri iki kez geri dönen para olmadan çok büyük sekteye uğrayacak.

Ama amerika bu işi şuana kadar güzel kotardı amerikayı incelemek lazım(cesur yeni dünya?).

şu gerçek ki kapitalizmin son 60 yılda ayakta kalmasının en önemli silahı borç. insanları ömürleri boyunca çalıştıran ve tükettiren şey. Ama borçlanma aynı zamanda kapitalizmi çökertebilecek birşey.


Ulus Devletin Meşruiyet Kaynakları

Eskiden atalara tanrilara dayanan otorite saglayici mesruiyet, gunumuzdeki parlementer demokrasilerde halka dayaniyor ve bir tasla iki kus vuruyor. hem halk kendini efendileriyle ozlestiriyor ve efendilerine ayaklanmalari zorlasiyor, hemde manipule edilmis kalabaligi populizm sayesinde cok guzel kullanılabilir oluyor.

mesruiyetin halka dayandirilması ve bu tiyatronun oynanmasiyla mutlakiyetci rejimlerin devrilip yerine milli dininde devlete entegre edildigi ulus devletler ortaya cikti. buna dayanan mesruiyette sarsildigi icin kendilerini tanrilara veya atalara baglamayan oligarsi ve otokratlarda halkin ayaklanmasi sonucu gucunu kesfettikleri populizmde buldular.

Yeni din gibi yeni mesruiyet ve yeni millette devlete entegre edildi ve mesruiyet devletin mali olan vatandaslara dayandirildi. bu da aynen yukarda yazdigim gibi bu yeni mesruiyet kendini ozlestirme(insan kendine karsi cikmaz, futbol takimi tutmak gibi) ve eski mesruiyetin olusturdugu tabularin hasar almasindan kaynaklanir


psychedelic tabusu

Egemenlerin psychedeliclerden (bildiğimiz uyuşturucu) korkmasının nedeni psychedelicler algı dünyasını tamamen değiştirerek başka şeyler düşünmeye neden olmasıdır. Egemenlerin hakim olamadığı bir alanda düşünülür çünkü.

psychedelicler “üzerinde otorite kurulanları”(ezilenleri) bu kıstırılmış, kütleştirilmiş, köleleştirilmiş algının dışına çıkarabilir.

Kontrol etmeye üşenmezse ve bu algıyı kendine uygun olarak manipüle edebilirse okullarda bile dikkat arttırıcı filan diye dağıtılır.

Otoriteler açısından sorun sadece algıyı yönelticek ortamı yeniden buna uygun tasarlamak.

Otoritenin kendi statikosunu sürdürmesi için, “üzerinde otorite kurduğu kişilerin” otoritenin meşruiyetini kabul etmesi ve en önemlisi kendini otoriteyle özleştirmesi gerekir.

Bunu yapmışken statiko için risk oluşturabilecek herşey gibi psychedeliclerde gücünü arttıran devletlerde, arkasında alkol sigara şirketleri gibi güçlü örgütlenmiş bir kapitalizm olmadığından devlete kurban verilmiştir.

İşin birde ekonomik tarafından keten pamuk rekabeti var, psychedeliclerin saksıda bile yetiştirilip kolay üretilmesi var. Bunca saçmalık nedeniyle devletler bize bugünlerde bunu uygun görmüş.


Üniversitenin Özerkliği ve Sistem Dışı Çözüm

Üniversitenin özerkliği; katolik kilisesininde çıkarına olarak teolojiyi devletlere bağlı kılmamak için oluşturulmuş bir durum. Yoksa ortaçağ üniversiteleri kilise değil devlet güdümün girecek ve kilisenin hiyearşisinin üst kısmı ‘devletine bağlı’ kişilerden oluşacaktı.

Fransız devrimi oldu kilise amı götü dağıttı. Kilisenin ufaktan yeni yeni başlamış halka yönelik dini okulları gibi bu da devlet güdümüne girdi. ama kilise okulları gibi yeni oluşum ulus devletler tarafından kilise yerine devletin egemen olduğu public schooling’e çevrilebildi.

Public Schooling; devlet eğitimi, milli eğitim devletin egemen olduğu halkı küçük yaştan itibaren belli yaş gruplarına bölerek 19.yydaki fabrika benzeri(zil, mesela) belli bir müfredatla endoktrinizasyona uğratmasıdır.

İtaat eğitimi veya iyi asker iyi işçi yaratmak olarakta amaçları sıralanabilir.

Ama üniversite gibi köklü bir kurum bu kadar sert çevrilemedi. sonraki özgürlük dalgasıyla kısmen public schollinge göre daha özerk kaldı.

Günümüzde sosyalist çevrenin en rahatsız olduğu konulardan biride üniversitelerin piyasalaştırılmasıdır. Paradigmayı unutup kapitalist düzende sosyalizmi yaşayabileceğini umarak avrupadaki devletleri sosyal devlete dönüştürerek sorunun düzeleceğini sanarak sorunu büyütende bu görüş.

Kapitalizmin alternatifi hiyearşik bürokratik serfikilandırma kurumları değildir. Üniversiteler sosyal devlet dalgası sonrası neo liberalizm dalgası nedeniyle artık küçültülen devletlere bürokrat yetiştirme yeri olmaz. Bu durum diplomalı işsizler yaratır.

Kapitalizme nitelikli müdürler gerekiyor. Bu yüzden devlet kapitalizm anlaşması olan public schooling sonrası. Üniversitelerde 20yy ortası sekteye uğrasada devlet kapitalizm anlaşması yeniden sağlanıyor.

Özellikle Türkiye ve diğer 3.dünya ülkeleri açısından bakarsak bu devletlerde zamanında kapitalizm gelişmediği için devlet batıdan alınan bu modelleri kendine uyguladığı için yukardaki “iyi asker iyi işçi” formülasyonundaki kapitalizmin etkisi fazla olmayınca bu tamamen devletin hakim olduğu iyi asker iyi memur”‘a dönüşüyor

Ama yukarda dediğim gibi neo liberalizm dönemi dalgaları yeni yeni kapitalizmin hakim olduğu bu ülkeleri de etkileyince devlet küçülüyor ve okul aşığı 3.dünya ülkelerinin public schoolingi memur yetiştiriken devlet küçülmeye başlıyor. bunun sonucu ise gene bu ülkelerde çok fazla görülen diplomalı işsizlere yol açıyor. Üstelik kapitalizmde kendine uygun işçi, müdür bulamıyor.

Sistem zaten bunun ara yolunu bulmuş özel sertifika programları vb ile bunu geçici olarak hallediyor. Şimdi yetirce güçlendikçe eski yapıyı da bu duruma uyduruyor.

Bunun sonucunda tüm eğitim sistemi ve piyasalaştırılmaya çalışılırken veya günümüz paradigmasına uyumlu hale getirilmeye çalışılırken buna karşı çıkan kişiler eski bürokratik hiyearşik yapıyı savunur duruma düşüyor.

Bu nedenle sorunun kökenine inip artık üniversite olsun devlet okulları olsun bu konularda sendikaların işçiler için yaptığı gibi daha çok maaş talebi gibi parasız eğitimi değil bizi tahakküm altına alan bu paradigmaya karşı çıkalım.

Bunun içinden yapılan çözümler bu sistemi daha mistifikasyonlaştırır ve tabulaşmasına yol açar.

Önemli olan insanların emeklerine bir değer biçilerek emeklerini zorla satan ücretli köleler olmamasını savunmaktadır. Önemli olan İnsanların bir hiyearşi içinde düzenli olarak birbirlerini endoktirinizasyona uğratıp bu yolla sosyalizasyona uğratmamasıdır.