Otoritenin Düzeni Üretme Araçları

Hapishane okul tımarhane. İnsanın farklılıklarının egemenin ihtiyacına göre törpülendiği şekil verildiği yerlerdir. İnsanların var olan düzene uyum sağlamasını ve direnişinin kırılmasını sağlar. Yıldırır.

Otorite kurmak isteyenler insanın belli bir otoriteye bağlı olarak tüm ihitiyaçlarını karşılamayı ilke edinmişlerdir. insanlar sürekli izole edilmek istenir. çok kişide olsa hücrede de olsa. çok kişi ise belirli tanrıların (öğretmen, gardiyan, hastabakıcı, doktor) gözetiminde, her türlü şeyiyle onlara bağlı olarak yaşar.

Kitle içindeki izolasyona örnek olarak: sınıflarda konuşmanın, gülmenin yasak olması sadece otoriteye bağlı olarak bu eylemi gerçekleştirilebilmesiyle örneklenebilir. Bu yapılar insanların bireysel kimlikleri yok edip oluşturulmak istenen topluluğa kendi normlarıyla zorla entegre edip sistemin sürekliliğini sağlar. Çünkü insan bu dayatılan normları benimsemezse kitle içinde çatışma yaşamadan ilişki kuramaz. Sadece normlara uyum sağlar.

Bu endoktrinizasyon yuvaları günümüzdeki eşitsizliği korumanın ve yeniden üretmenin en önemli araçlarından biridir.


Üniversitenin Özerkliği ve Sistem Dışı Çözüm

Üniversitenin özerkliği; katolik kilisesininde çıkarına olarak teolojiyi devletlere bağlı kılmamak için oluşturulmuş bir durum. Yoksa ortaçağ üniversiteleri kilise değil devlet güdümün girecek ve kilisenin hiyearşisinin üst kısmı ‘devletine bağlı’ kişilerden oluşacaktı.

Fransız devrimi oldu kilise amı götü dağıttı. Kilisenin ufaktan yeni yeni başlamış halka yönelik dini okulları gibi bu da devlet güdümüne girdi. ama kilise okulları gibi yeni oluşum ulus devletler tarafından kilise yerine devletin egemen olduğu public schooling’e çevrilebildi.

Public Schooling; devlet eğitimi, milli eğitim devletin egemen olduğu halkı küçük yaştan itibaren belli yaş gruplarına bölerek 19.yydaki fabrika benzeri(zil, mesela) belli bir müfredatla endoktrinizasyona uğratmasıdır.

İtaat eğitimi veya iyi asker iyi işçi yaratmak olarakta amaçları sıralanabilir.

Ama üniversite gibi köklü bir kurum bu kadar sert çevrilemedi. sonraki özgürlük dalgasıyla kısmen public schollinge göre daha özerk kaldı.

Günümüzde sosyalist çevrenin en rahatsız olduğu konulardan biride üniversitelerin piyasalaştırılmasıdır. Paradigmayı unutup kapitalist düzende sosyalizmi yaşayabileceğini umarak avrupadaki devletleri sosyal devlete dönüştürerek sorunun düzeleceğini sanarak sorunu büyütende bu görüş.

Kapitalizmin alternatifi hiyearşik bürokratik serfikilandırma kurumları değildir. Üniversiteler sosyal devlet dalgası sonrası neo liberalizm dalgası nedeniyle artık küçültülen devletlere bürokrat yetiştirme yeri olmaz. Bu durum diplomalı işsizler yaratır.

Kapitalizme nitelikli müdürler gerekiyor. Bu yüzden devlet kapitalizm anlaşması olan public schooling sonrası. Üniversitelerde 20yy ortası sekteye uğrasada devlet kapitalizm anlaşması yeniden sağlanıyor.

Özellikle Türkiye ve diğer 3.dünya ülkeleri açısından bakarsak bu devletlerde zamanında kapitalizm gelişmediği için devlet batıdan alınan bu modelleri kendine uyguladığı için yukardaki “iyi asker iyi işçi” formülasyonundaki kapitalizmin etkisi fazla olmayınca bu tamamen devletin hakim olduğu iyi asker iyi memur”‘a dönüşüyor

Ama yukarda dediğim gibi neo liberalizm dönemi dalgaları yeni yeni kapitalizmin hakim olduğu bu ülkeleri de etkileyince devlet küçülüyor ve okul aşığı 3.dünya ülkelerinin public schoolingi memur yetiştiriken devlet küçülmeye başlıyor. bunun sonucu ise gene bu ülkelerde çok fazla görülen diplomalı işsizlere yol açıyor. Üstelik kapitalizmde kendine uygun işçi, müdür bulamıyor.

Sistem zaten bunun ara yolunu bulmuş özel sertifika programları vb ile bunu geçici olarak hallediyor. Şimdi yetirce güçlendikçe eski yapıyı da bu duruma uyduruyor.

Bunun sonucunda tüm eğitim sistemi ve piyasalaştırılmaya çalışılırken veya günümüz paradigmasına uyumlu hale getirilmeye çalışılırken buna karşı çıkan kişiler eski bürokratik hiyearşik yapıyı savunur duruma düşüyor.

Bu nedenle sorunun kökenine inip artık üniversite olsun devlet okulları olsun bu konularda sendikaların işçiler için yaptığı gibi daha çok maaş talebi gibi parasız eğitimi değil bizi tahakküm altına alan bu paradigmaya karşı çıkalım.

Bunun içinden yapılan çözümler bu sistemi daha mistifikasyonlaştırır ve tabulaşmasına yol açar.

Önemli olan insanların emeklerine bir değer biçilerek emeklerini zorla satan ücretli köleler olmamasını savunmaktadır. Önemli olan İnsanların bir hiyearşi içinde düzenli olarak birbirlerini endoktirinizasyona uğratıp bu yolla sosyalizasyona uğratmamasıdır.


Üniversitelerin Ticarethane Olması

Bence universitelerin devlet elinden cikmasi iyi birsey. universiteler zaten günümüzde eleştirildiği gibi zaten meslek yuksek okulu gibi calisiyorlar.

Endustrileşme sonrasi nitelikli papaz yetistiren teoloji temelli kucuk okullar olan universiteler burokrat, mudur yetistirme icin mantar gibi ureyen yuksek okullar oldular. ulus devlet milli kapitalizm anlasmasinin urunu olan orgun egitimin ustun nitelikli insan “yapan” kismi.

Ulus devletin bu denklemden dislanmasi milliyetciligin dislanmasidir ve verimsiz bir sirket olan devletin yerine post modern bir kapitalizmin gelmesidir. Bunun sonucunda devletin o halki frenliyen solidarist rolu yok olur. belki onun yerine baska bir sovenizm yerlestirilip statiko bir sure daha korunabilir ama devletin destegi olmadan kapitalizmin dayanma sansi daha az. birakin surec hizlansin.

Ve birbirimizi yemeyelim universitelerin diger okullar gibi tek islevi sertifikadir. Diger unsurlar bu sertifika icindir. Bilgiye ulasimin onundeki en onemli engellerde bu sertifikalardir. İnsanlar istedigi gibi istedigi bilgiyi istedigi sekilde elde edebilmeli ve diger insanlarla da ozgurce bilgi alisverisine girebilmelidir. Savunulmasi gereken sey universite degil bir onceki cumlede yazdigim tanimdir.


Okul veya Örgün Eğitim

Okullar toplumu militarize etmek ve endüstirileşmeye uyum sağlamak için kullanılmıştır. Bu sayede daha önce sınırları değişen büyük imparatorların sınırları arasında gidip gelen köye sahip insan vatanım vatanım demeye başladı.

Eğitilememiş işçilerin yaptığı ayaklandırmaları bastıran ve sonuçta insanlara devlet gibi düşünme bilincinin aşılanması ve devlet için götümü bile veririm diyen insan tipinin ortaya çıkması bu sayededir. Ayaklanmaları okula bağlamak ise yukarda yazdığım nedenlerden çok saçmadır. Ayaklanmaların artmasının nedeni bilginin halka ulaşımının artması yani iletişim kanallarının artmasıdır.(kitap, gazete, radyo, televizyon, internet kibin) okul ise bunlara rağmen insanı “evcilleştirmekten” başka işe yaramaz. Başka işe yaradığını düşünen varsa neden bugün bunca bilgi kaynağına rağmen insanların neden okula gittiğini sorsun kendine.


Yerçekimi, Kanun ve Teori karmaşası

Milli eğitim denilen çocuk beyin yıkama kurumunda yanlış şekilde öğretilen ve yanlış anlaşılan birşeydir. yerçekimi kanunu diye birşey yoktur. kütle çekim kanunu vardır.

Kanun vikipediye göre:

” Bir bilimsel kanun, gözlem ve deneylerle iyi desteklenip kanıtlanmış genel prensiptir. Tipik olarak bilimsel kanunlar, tarihi kayıtlardaki deney ve gözlemlerle örtüşen kısıtlı ilkeler kümesidir.”

“Ve genel kanının aksine, kanıtlanan teori (kuram) kanun olmaz. Kanunla teori arasında doğrudan, tamamlayıcı bir ilişki yoktur.Kanunlara örnek olarak verebileceklerimiz şunlardır: mendel kanunu newton un hareket kanunu.Fakat kanunla kuramı yani teoriyi ayırmak gerekir. M-kuramı Evrim Teorisi gibi”

teori vikipediye göre: “Kuram veya teori, sistemli bir biçimde düzenlenmiş birçok olayı açıklayan ve bir bilime temel olan kurallar, yasalar bütünüdür.”

Şimdi teori ve kanun arasındaki farkı daha iyi anlamak için Şüpheci Meleğin Teori post‘undaki tanımı alacağım:

Özetle,

bilimsel bir gerçek, gözlemlenebilir doğal bir olaydır, (Evrim, yerçekimi, suyun kaldırma kuvveti gibi)
bilimsel teori o olayın nasıl gerçekleştiğini açıklamaya çalışır, (Evrim teorisi, yerçekimi teorisi, gibi)
ve son olarak bilimsel kanun, olayı matematiksel olarak formüle eden bir araçtır. (Yerçekimi kanunu, Arşimed prensibi gibi)

kısaca:

“Kanunlar, bir olayı tanımlar. Teoriler, olayı açıklar.”

gavurcası olanlar için wikipedia sayfaları:

http://en.wikipedia.org/wiki/Gravitation
http://en.wikipedia.org/wiki/Newton’s_law_of_universal_gravitation


Antropoloji ve “Irk Bilimi”

Antropolojinin anlamını insan(lık) bilimi zannediyorsunuz değil mi? Meb’e göre değil, meb’e göre irk bilimi imiş, yuh artık. Meb 19.yyda kalmış. Acaba bunlar biyolojide de Lamarck mı okutuyorlar?

Benim anlamadığım kelime anlamı da insan(lık) bilimi iken ve günümüzde de bu anlamda kullanılırken neden bu kadar coşkulu bir biçimde “ırk bilimi” olarak savunuluyor anlamadım.

Antropoloji ya da İnsan bilimi (Yunanca: άνθρωπος(antropos) “insan, adam” ve logia “bilim”; anthropologia, tarih: 1593[1]), insanın ve insanlığın incelenmesini konu alan bilim dalıdır.


Tımarhane ve Hapis

Bugünkü şartlarda, internetin ve tonlarca iletişim aracının bulunduğu dönemde ne diye çocukları yaşamlarının başlangıcında okullara kapatıyoruz?

Okuluda olanlar;

Dört duvar, gardiyanlar, zorunlu angaryalar, fiziksel ve psikolojik işkence, deli gömleği ve mutlak itaat.

Okulda olmayanlar;

Özgürlük, eşitlik, düşünce özgürlüğü, insanın kendini ifade edebilmesi, en temel doğal ihtiyaçları zorunlu olduğu zaman yerine getirmek.

Peki okulun işlevi bilgi öğrenimi değil mi? Okulda öğrendiğimiz bilgiler ne işe yarıyor? Hemen hemen hiçbir işe. Okulda geçirdiğim zamanı bilgisayar başında geçirseydim veya sırf kitap okuyarak geçirseydim kendi adıma çok daha fazla bilgi öğrenirdim. Peki ama devlet neden okulları yöneterek çocuklara işkencede bulunmayı amaçlar?

Okul insanları tek tip yetiştirmeyi amaçlamaktadır. Tüm dünyada okullar bir devlete bağlı olduğu için okullar devletin uygun vatandaş(devlet kölesi) yetiştirme kurumudur.  Türkiye’de de bu durum farklı değildir.

Türkiyede herhangi bir eğitim kurumundan mezun olacaklardan olmaları beklenen vatandaş tipi;

-ulusalcı(Türk’ün türkten başka dostu yoktur görüşüne inanan fakat çok aşırı uçlara kaymayacak kişi)

-Atatürkçü(Atatürk yoktu düşman çoktu, atatürk geldi düşmanı yendi tarzı bilgisi olan. Atatürk ne yapmışsa doğrudur.(Adeta ikinci din))

-laik

-müslüman(su katılmış olacak. şeriat istemiyoruz diyecek. 11 ay içki içecek 1 ay günah diyecek)

bu vatandaş tipinde birşey var. Bu kadar birbiriyle çelişen ilkeleri bir araya toplarsan bir yerinden patlayacaktır. Milliyetçilik fransız devriminin kötü bir sonucu olmuştur. Bugünkü devletlerin dayanabileceği en sağlam propaganda yöntemlerindendir.

Atatürkçülükte zaten orjinal bir görüş değildir.  fransız devrimi düşünürlerinin görüşleri ve İtalyan faşizmi döneminden alınan fikirlerle oluşturulmuş bir görüştür.

Laik ve müslüman en garibi. Müslümanlık zaten saldırgan bir din. İnsanın yatak odasından girip savaşlardan çıkıyor. Bunu kontrol altına almak için diyanet kurulmuş. Peki bu kadar tehlikeli bir güç olan dini devletler neden mi kullanmak isterler?

“Din sıradan insanlar için gerçek, aydınlar için yalan, iktidarlar içinse kullanışlıdır.” Seneca