Türkiye’de Devlet Mafyası ve Haracı Vergi

Devletlerin tüm insanların emeklerini çalması sonucu oluşan vergi delinen haracın pek bir savunulacak yanı yok. Özellikle eli silahlı hayatımızı zorla yönlendiren yapının aldığı haracın. Ama bu vergi işi özellikle Türkiyede son yıllarda bayağı garip geliyor.

Mesela şirket telefonu ürettiriyor onun parasını alıyorda en dandik telefondan değerinin 3 5 katı(120 liralık telefonun en az 100 lirasının vergi olması(cidden öyle)) vergi alan TC devleti ne halt yapıyor? Maaştan haraç keser elektrikten sudan keser bedava karşılıksız olarak verdiği vitrine koyduğu birkaç şey dışında pek birşey yokken bunca özelleştirme sonrası neden birde üstüne bu kadar vergi ister?

Savunduğun şey liberal ekonomi ise vergileri küçült devleti küçült ipini koparan mal alsın satsın sende parlementoda rahat rahat oyununu oyna yok eğer devletçi sosyalizmi veya korparatizmi savunuyorsan elektrik suyumuzu benzinimizi internetimizi ulaşımımızı falan o kestiğin haraçlar sonucu olarak finanse et.

Ama bunun ikisinide pek yapmayıp Kapitalist gibi her malın değişim değerini istiyorsun devletçi sosyalist gibi insanların tüm gelirine giderine el koyuyorsun. Hem eşek yüküyle vergi al hemde insanlar ihtiyaçlarını karşılaması için bu kadar para ödemek zorunda kalsın yok ya!!


Toplumsal Sözleşme

Toplumsal sözleşmesi denilen şeye inanmak çok komik yahu hangi devlet kurulurken halkıyla yapmış?

Adamlar gelmiş onu bunu kesmiş malına ortak olmuş 18yyda bi gerizekalı çıkmış toplumsal sözleşme var demiş bu durumu meşrulaştırmaya çalışmış. nah var!! öyle olsaydı türkiye ile anlaşma yapacağıma gider adam gibi ülke bulurdum kendime anlaşma yapacak.

Hiçbir yasayı kabul etmiyorum ben imzalamadım birşey hiçbir kanunu ben çıkarmadım hepsi bana yaşamım boyunca dayatıldı diyebiliyor muyum? belki. ama uymayabiliyor muyum: hayır yoksa devlet en azından seni bir yere tıkıyor taptığın malını alıyor onla gardiyanların maaşını ödüyor.

Ben burda herhangi bir toplumsal sözleşme göremiyorum.


Anarşizm ve Makus “Tarihi”


19 yy anarşizmi birinci dünya savaşı ve sonrasında krize girdi ve ikincisine gelemeden öldü. İşçilerle ve diğer ezilenlerle bağlantısını kaybetti bunun sonucunda tamemen yok oldu. Güney Avrupa sosyalist geleneği olarak Güney Amerikaya falanda sıçramış olsada birkaç örnek dışında eski adıyla liberter sosyalizim yok oldu.

Şimdi kendini üretme çalışmaları tıkanan fikri olarak birkaç alkolik kafası iyi entel dışında savunulmayan anarşizm nihilizm ve niçe illetiyle öğrenci ergen takımı eğlencesi halinde devam edip ne olduğu belirsiz birşeye döndü. Ekonomik ve siyasi altyapısı kayboldu anlamı sadece ona buna isyan olarak yerleşti.

Anarşist kelimesi 19yyda kültürel olarak liberter sosyalistler tarafından ele geçirildi anarko olarak birçok fikre gelen otorite karşıtlığı eki dönemi sonrasında anarşizm tek kelime ve çok anlama tekrardan birleşti.

Bu tekrar birleşme sırasında anarkokomünizm ve benzer sosyalist anarkoları diğer anarşist görüşlerle beraber ifade etme zamanında ise zaten gücünü kaybetmiş eskiden tüm diğer anarşist felsefeleri kapsar durumdaki liberter sosyalizm eridi gitti.

Bugünkü anarşizmle anlaşılan kavramın bakuninle kropotkinle proudhonla malatestayla pek alakası yok. Sonra boş zamanımda bu yazdıkları çürütürüm belki marksın beceremediğini leninin stalinin becermesi filan ama bunlar zaten freebsd kullananlar kadar kalmış olan geri kafalı 19 yy anarşistleri kafalılar arasında çok tartışıldı.


Evlilik ve “Kadınların Evlilik Merakı”

Bunu anlamak için önce çocuklukta insanların nasıl bir role yerleştirildiklerini anlamak lazım.

Kadınların hayatları boyunca efendilerinden birşey istemesi durumuna da ben öğrenilmiş dilencilik diyorum. Çocuklukta özellikle herşey için dilenen(dışarı çıkmak içim, saat almak için toka almak için, yemek yapmamak için) yani sürekli birinden birşey istemek durumun yol açtığı bağımlılık durumu.

Dilenmeyi istetmenin Erkek çocuklarından çok daha sıkısı kadın çocuklarda uygulandığı için bence kadınlar bunu erkeklere göre daha fazla içselleştirimiştir.

Evliliğide bu nedenle kadınlar daha fazla istiyor. daha bağımlı yetiştirilen daha köle yetiştirilen bu durumun dışına çıkmaktan korkar, toplum tarafından erkeğe göre çok daha fazla dışlanır ve istekleri efendi bulamadığı sürece gerçekleştirilmez.

Diğer önemli yönü ise hayatta başarılı olmanın patriyarkal bir düzende kadın için en kolay yolu kendini yok sayıp kendi benliğini bu düzende aktif olmaya yetkili olan erkek üzerinden yaşatmasıdır.

Yani kadın eğer sistemde yükselip isteklerini karşımak istiyorsa bu konuda erkeğe bağlı. Örnek olarak ise kocasının terfisini kocasından çok isteyen kadınlar. Yani vekaleten patriyarkal düzenin hiyearşilerinde yükselmeye çalışan kadınlar.


Devrecilik

Devrecilik, otoritenin kisilerin ihtiyaclarini kisip bu kisileri siniflara bolerek onlari ihtiyaclari icin calismaya zorlayarak olusur. Hiyearsi bu bolunme sonucu olusur. Kisiler birbirleri uzerinde kontrol kurar ve ihtiyaclarinin giderilememesi ve zorunlu calisma nedeniyle ya bu kosullardan kurtulmali ya da yansitarak kendileri bunu benimsemelidir. Bunun sonucunda daha once kendisine yapilan seyleri yuksek siniftayken asagi sinifa yaparsa bu rahatsiz durumu normallestirip benimser “bu boyle olmali” der ve kendi catisma durumunu baskilamis olur.

Bir cesit gerontokrasi sayilabilir

Okulda, orduda vb. itaat egitimi verilen yapilarda, temel ihtiyaclarinda otoriteye bagimli olmasi yuzunden devrecilik sikca gorulur.


Devlet Kapitalizm Birleşmesi

Devletler otoriterleşiyor. ikinci dünya savaşı sonrası olan anayasal demokrasilerden sonra ayaklanmalarla oluşan sınırlı özgürlük dönemi sonrası neoliberal bir devlet kapitalizm birleşmesine gidilmesi sonucu otoriterleşme artıyor. 11 eylül sonrası ise otoriterleşme çok sert bir ivme kazanıyor

Kapitalizm devleti yiyor ama şirket evliliği gibi. Kapitalizm altyapıda devletin yerini alıyor ama devlet üstyapıda buna direnmeye çalışıyor. devletle kapitalizm mutualist bir ilişki içine girip tek bir güç oluyorlar. devlet kendi aygıtlarını kendi kullanmıyor. kapitalizme kendi gücünü kiralıyor. devlet baskı ve ideolojik aygıtları kapitalizm tarafından işletilmeye başlanıyor. kapitalizmin şirket evliliği yöntemiyle ulus devleti içine katmanın sancıları yaşanıyor.

Bundan önce olan neydi burjuva devleti değil miydi? öyleydi ama sonuçta burjuva sınıf olarak devlete egemendi ama burda olan devlete egemen olma değil devleti kapitalizme katmak yani devletin hakim olacak bir kale olarak bulunmaması.

Bu yeni ne kapitalist ne de devlet olan yapıda olabilecek olan devletin altyapınında tamamen kapitalizme entegre olması, üstyapısınında eski meşruiyet kaynaklarını kullanarak egemenliğini genişletmeye ayrılması.

Bu durumda otoriterliğin artmasının nedeni devlet ve kapitalizmin iki farklı güç olmaktan çıkıp tek bir mutualist yapı oluşturmasından kaynaklanıyor.

Kısaca nerede devlet başlıyor nerede kapitalizm bitiyor belli olmayan iç içe girmiş bir yapı ortaya çıkıyor.

Burjuva devletinin liberal demokrasi dönemi(1929’a kadar olan dönem) sonrası otoritesini arttırıp gerektiğinde devletin kriz dalgaları sonrası çökecek olan kapitalizmi kurtarabilmesi için denetleme rolünü üstleniyor. ama 1970’ler sonrası amacı kendini ayakta tutmak olan yapıyı yemeye başlıyor.

Devletlerin sigorta görevini 2008de gördük ama devletler hem altyapılarını küçültüp hemde şişen ekonomiyi toparlayamazlar. kapitalizm buna bir çare bulmazsa batı devletleri doğu avrupa ve çin sayesinde daha rahat nefes alan batı halklarına daha çok yüklenilecek ve otoriterliğin dozunu arttırmak gerekecek. çünkü özellikle avrupadaki solidarist devlet rolü hem devlet altyapısının küçülmesi hemde avrupa pigslerine verdikleri borçlarla alınan kendi mallarıyla geri iki kez geri dönen para olmadan çok büyük sekteye uğrayacak.

Ama amerika bu işi şuana kadar güzel kotardı amerikayı incelemek lazım(cesur yeni dünya?).

şu gerçek ki kapitalizmin son 60 yılda ayakta kalmasının en önemli silahı borç. insanları ömürleri boyunca çalıştıran ve tükettiren şey. Ama borçlanma aynı zamanda kapitalizmi çökertebilecek birşey.


psychedelic tabusu

Egemenlerin psychedeliclerden (bildiğimiz uyuşturucu) korkmasının nedeni psychedelicler algı dünyasını tamamen değiştirerek başka şeyler düşünmeye neden olmasıdır. Egemenlerin hakim olamadığı bir alanda düşünülür çünkü.

psychedelicler “üzerinde otorite kurulanları”(ezilenleri) bu kıstırılmış, kütleştirilmiş, köleleştirilmiş algının dışına çıkarabilir.

Kontrol etmeye üşenmezse ve bu algıyı kendine uygun olarak manipüle edebilirse okullarda bile dikkat arttırıcı filan diye dağıtılır.

Otoriteler açısından sorun sadece algıyı yönelticek ortamı yeniden buna uygun tasarlamak.

Otoritenin kendi statikosunu sürdürmesi için, “üzerinde otorite kurduğu kişilerin” otoritenin meşruiyetini kabul etmesi ve en önemlisi kendini otoriteyle özleştirmesi gerekir.

Bunu yapmışken statiko için risk oluşturabilecek herşey gibi psychedeliclerde gücünü arttıran devletlerde, arkasında alkol sigara şirketleri gibi güçlü örgütlenmiş bir kapitalizm olmadığından devlete kurban verilmiştir.

İşin birde ekonomik tarafından keten pamuk rekabeti var, psychedeliclerin saksıda bile yetiştirilip kolay üretilmesi var. Bunca saçmalık nedeniyle devletler bize bugünlerde bunu uygun görmüş.


Otoritenin Düzeni Üretme Araçları

Hapishane okul tımarhane. İnsanın farklılıklarının egemenin ihtiyacına göre törpülendiği şekil verildiği yerlerdir. İnsanların var olan düzene uyum sağlamasını ve direnişinin kırılmasını sağlar. Yıldırır.

Otorite kurmak isteyenler insanın belli bir otoriteye bağlı olarak tüm ihitiyaçlarını karşılamayı ilke edinmişlerdir. insanlar sürekli izole edilmek istenir. çok kişide olsa hücrede de olsa. çok kişi ise belirli tanrıların (öğretmen, gardiyan, hastabakıcı, doktor) gözetiminde, her türlü şeyiyle onlara bağlı olarak yaşar.

Kitle içindeki izolasyona örnek olarak: sınıflarda konuşmanın, gülmenin yasak olması sadece otoriteye bağlı olarak bu eylemi gerçekleştirilebilmesiyle örneklenebilir. Bu yapılar insanların bireysel kimlikleri yok edip oluşturulmak istenen topluluğa kendi normlarıyla zorla entegre edip sistemin sürekliliğini sağlar. Çünkü insan bu dayatılan normları benimsemezse kitle içinde çatışma yaşamadan ilişki kuramaz. Sadece normlara uyum sağlar.

Bu endoktrinizasyon yuvaları günümüzdeki eşitsizliği korumanın ve yeniden üretmenin en önemli araçlarından biridir.


Devlet Üzerine Şeyler

Globalizm deniyor. Hala pasaport var, vize var, gümrük var. Devlet diyor ki; “sen benim malımsın ulan”

Bugünkü genel modern(batı yani hakim kültür o dünyada) devletleri; sosyal demokrasi boyalı, anayasal denetimli liberal demokrasi: özelliği solidarist olması. Yani burjuva egemen devlet güçlü, halk ve kapitalistin arasını buluyor. karşılığınıda haraçları(vergileri) ile çatır çatır alıyor.

Bugünkü devletin temel görevi: Kapitalizmin kalesi bankaları beslemek hastalanınca milyarlarca doları gene iyileşmesi için harcayarak ve kiralık katil(ordu) besleyerek kendi merkezi otoritesine ve ekonomisine direkt olarak karşı şeyleri otorite tekelini kullanarak engellemek. Ha birde bunların nedeni ise Halkı ise tüketebilecek ve isyana kalkışmayacak kadar dizginlemek

GÜÇ TEKELİ SAHİBİ DEVLET KENDİNE TEHDİT OLDU MU BU GÜCÜNÜ ŞİDDET TEKELİNE DE SAHİP OLARAK KULLANIR VE BUNU HER ZAMAN MEŞRULAŞTIRIR. Düşmanları her zaman hatalıdır.

Devletin şiddet tekeline dayanan hukuku(veya modern tabu) İnsanların her türlü davranışı belli bir otorite tarafından dayatılan normlara uymak zorunda olmasıdır. Hukuk devletinde bu tabuya aykırı birşey yaparsa devlet bunun öcünü alır.


Üniversitenin Özerkliği ve Sistem Dışı Çözüm

Üniversitenin özerkliği; katolik kilisesininde çıkarına olarak teolojiyi devletlere bağlı kılmamak için oluşturulmuş bir durum. Yoksa ortaçağ üniversiteleri kilise değil devlet güdümün girecek ve kilisenin hiyearşisinin üst kısmı ‘devletine bağlı’ kişilerden oluşacaktı.

Fransız devrimi oldu kilise amı götü dağıttı. Kilisenin ufaktan yeni yeni başlamış halka yönelik dini okulları gibi bu da devlet güdümüne girdi. ama kilise okulları gibi yeni oluşum ulus devletler tarafından kilise yerine devletin egemen olduğu public schooling’e çevrilebildi.

Public Schooling; devlet eğitimi, milli eğitim devletin egemen olduğu halkı küçük yaştan itibaren belli yaş gruplarına bölerek 19.yydaki fabrika benzeri(zil, mesela) belli bir müfredatla endoktrinizasyona uğratmasıdır.

İtaat eğitimi veya iyi asker iyi işçi yaratmak olarakta amaçları sıralanabilir.

Ama üniversite gibi köklü bir kurum bu kadar sert çevrilemedi. sonraki özgürlük dalgasıyla kısmen public schollinge göre daha özerk kaldı.

Günümüzde sosyalist çevrenin en rahatsız olduğu konulardan biride üniversitelerin piyasalaştırılmasıdır. Paradigmayı unutup kapitalist düzende sosyalizmi yaşayabileceğini umarak avrupadaki devletleri sosyal devlete dönüştürerek sorunun düzeleceğini sanarak sorunu büyütende bu görüş.

Kapitalizmin alternatifi hiyearşik bürokratik serfikilandırma kurumları değildir. Üniversiteler sosyal devlet dalgası sonrası neo liberalizm dalgası nedeniyle artık küçültülen devletlere bürokrat yetiştirme yeri olmaz. Bu durum diplomalı işsizler yaratır.

Kapitalizme nitelikli müdürler gerekiyor. Bu yüzden devlet kapitalizm anlaşması olan public schooling sonrası. Üniversitelerde 20yy ortası sekteye uğrasada devlet kapitalizm anlaşması yeniden sağlanıyor.

Özellikle Türkiye ve diğer 3.dünya ülkeleri açısından bakarsak bu devletlerde zamanında kapitalizm gelişmediği için devlet batıdan alınan bu modelleri kendine uyguladığı için yukardaki “iyi asker iyi işçi” formülasyonundaki kapitalizmin etkisi fazla olmayınca bu tamamen devletin hakim olduğu iyi asker iyi memur”‘a dönüşüyor

Ama yukarda dediğim gibi neo liberalizm dönemi dalgaları yeni yeni kapitalizmin hakim olduğu bu ülkeleri de etkileyince devlet küçülüyor ve okul aşığı 3.dünya ülkelerinin public schoolingi memur yetiştiriken devlet küçülmeye başlıyor. bunun sonucu ise gene bu ülkelerde çok fazla görülen diplomalı işsizlere yol açıyor. Üstelik kapitalizmde kendine uygun işçi, müdür bulamıyor.

Sistem zaten bunun ara yolunu bulmuş özel sertifika programları vb ile bunu geçici olarak hallediyor. Şimdi yetirce güçlendikçe eski yapıyı da bu duruma uyduruyor.

Bunun sonucunda tüm eğitim sistemi ve piyasalaştırılmaya çalışılırken veya günümüz paradigmasına uyumlu hale getirilmeye çalışılırken buna karşı çıkan kişiler eski bürokratik hiyearşik yapıyı savunur duruma düşüyor.

Bu nedenle sorunun kökenine inip artık üniversite olsun devlet okulları olsun bu konularda sendikaların işçiler için yaptığı gibi daha çok maaş talebi gibi parasız eğitimi değil bizi tahakküm altına alan bu paradigmaya karşı çıkalım.

Bunun içinden yapılan çözümler bu sistemi daha mistifikasyonlaştırır ve tabulaşmasına yol açar.

Önemli olan insanların emeklerine bir değer biçilerek emeklerini zorla satan ücretli köleler olmamasını savunmaktadır. Önemli olan İnsanların bir hiyearşi içinde düzenli olarak birbirlerini endoktirinizasyona uğratıp bu yolla sosyalizasyona uğratmamasıdır.