Türkiye’de Devlet Mafyası ve Haracı Vergi

Devletlerin tüm insanların emeklerini çalması sonucu oluşan vergi delinen haracın pek bir savunulacak yanı yok. Özellikle eli silahlı hayatımızı zorla yönlendiren yapının aldığı haracın. Ama bu vergi işi özellikle Türkiyede son yıllarda bayağı garip geliyor.

Mesela şirket telefonu ürettiriyor onun parasını alıyorda en dandik telefondan değerinin 3 5 katı(120 liralık telefonun en az 100 lirasının vergi olması(cidden öyle)) vergi alan TC devleti ne halt yapıyor? Maaştan haraç keser elektrikten sudan keser bedava karşılıksız olarak verdiği vitrine koyduğu birkaç şey dışında pek birşey yokken bunca özelleştirme sonrası neden birde üstüne bu kadar vergi ister?

Savunduğun şey liberal ekonomi ise vergileri küçült devleti küçült ipini koparan mal alsın satsın sende parlementoda rahat rahat oyununu oyna yok eğer devletçi sosyalizmi veya korparatizmi savunuyorsan elektrik suyumuzu benzinimizi internetimizi ulaşımımızı falan o kestiğin haraçlar sonucu olarak finanse et.

Ama bunun ikisinide pek yapmayıp Kapitalist gibi her malın değişim değerini istiyorsun devletçi sosyalist gibi insanların tüm gelirine giderine el koyuyorsun. Hem eşek yüküyle vergi al hemde insanlar ihtiyaçlarını karşılaması için bu kadar para ödemek zorunda kalsın yok ya!!

Reklamlar

Çeçen Direnişi iyi Kürt Direnişi kaka

Çeçenler direnişi için savunulan argümanların aynılarının kürt direnişi içinde geçerli olduğunu fark etmeden çeçen direnişini savunan türk-islamcı meseleyi sivil ölümüne getirirse okul baskınları metro bombalama hava alanı bombalamayı otobüs bombalamaları tren bombalarını kimin yaptığı belli. Ama nedense konu bu olunca bir akıl tutulması devreye giriyor. Neden sonuç ilişkisini yitiriyor. pkk terörist çünkü bebek öldürüyor diyen kişi okul basıp çatışmada çocukları arada kaynatan terör örgütünü? övüyor garip. Çeçenler direnişi ne kadar haklı ise kürt direnişide en az onun kadar haklı. Ama nedense çeçen savaşçısı kürt teröristi söylemi içindeki çelişkiyi fark etmeden çok kolay benimseniyor.

Kürtlerde çeçenlerde kendi yaşadıkları yerde hakim olan büyük devlete karşı savaş vermiyor mu? temel soru bu. Ama sorun isyan etmeleri ise çeçenlerde yaptı kürtlerde yaptı yapıyorlar. Kötü olan isyan değil. isyanı bastırmak insanların hareketini kendi egemenliğini korumak için yok etmektir. Eğer türkiye devletinde sscb gibi bir rejim kırılması olursa kürtlerde çeçenlerin yolunu izleyebilir ama tarih boyunca benzer zamanlarda yapılan çeçen ve kürt sürgünleri, yapılan asimilasyon aynı. 20 yyda hemen hemen aynı şeyleri yaşamış iki halk. İkiside egemen devletleriyle böyle mücadele eden iki halkın (özellikle türkiyedeki çeçen direnişlerini destekleyenlerin) birbirinin direnişini yok saymasını çok saçma buluyorum. Farkında olmadan kendi direnişlerinide baltalıyorlar.

Taliban olsun hamas olsun pkk olsun çeçenler olsun hepside temelde kendilerine egemen olan diğer devletlere karşı mücadele ediyor. Kimi taktikleri değerleri fikirleri farklı olabilir. Ama bu tüm bunların “ulusal mücadele” yaptığını değiştirmiyor. Azgelişmiş ülke milliyetçiğiliyle ister din ister sosyalizm ister korparatizm temelli görüşleri olsun hepsinin ortaya temel çıkış nedeni ve mücadelelerin nedeni bu.

Ben bu direnişleri meşru görüyorum çünkü hakim olunan grubun görüşleri ne olursa olsun başka bir grubun onun üzerinde zorla tahakküm kurmasını kabul etmiyorum. Ama bu direniş yöntemlerinin hepsini savunduğum anlamına gelmemesine rağmen bu halklara egemen olan ve olmaya çalışan Rusya Türkiye gibi devletlerin yaptıkları katliamları Rusyanın çeçenistanı adeta Sovyet artığı ordusunun her türlü silahıyla yerle bir ettiğini Türkiyenin Kürdistanı yıllar boyunca insansızlaştırmaya asilimile etmeye çalışıp, kürtleri katledip sürdüğünü ve ordusu ile yıllardır orayı bombaladığını biliyorum.

Eğer direnişleri dış mihraklar tarafında kışkıltılmaya göre açıklamaya çalışırsak hemen hepsi otomatik olarak geçersiz olur. Sovyetleri Almanya kurmuş olur, Türkiyeyi Sovyetler kurmuş olurdu. “Çeçen teröristleri” Türkiyeden destek görüyorken “kürt teröristleri” Avrupa ve Rusyadan destek görüyor diyip ikiside dış mihrakların oyunu denebilir. Çeçenler enerji kaynaklarına yakınlıkları nedeniyle batı tarafından Rusyaya karşı silah olarak kullanılıyor da denebilir tabiiki. Zaten tarih boyunca batılı devletler hep Rusyanın düşmanı olmuştur da denebilir, vatandaşların dini duygularını istismar eden kendi çıkarlarını düşünen bir avuç teröristte denebililir, zaten özerk devletleri var parlementoları var daha ne istiyorlarda denebilir bu değerlendirmeye göre.

Bu hareketlerin savunucuların birbirne düşman olması konusunda aslında meşruiyetlerine dayanıyor. PKK ile FKÖ rahatça anlaşıyordu. Şimdi bu direnişlerin savunucularının birbirine karşı durmasının nedeni birinin dini olarak diğerinin sosyalist-korparatist taraftan kendi “ulusal direnişlerine” meşruiyet yaratmış olması ve en önemlisi kafkas müslümanlarının “rus fethinden” sonra osmanlıya sığınmış, bu koşullar altında kendilerine osmanlı ile birleşik direniş meşruiyetlerini oluşturmuş olması.


Seyircisiz Maç Yerine Eksik Erkekli Maç

Bu ayrımcılıkla bizim ahlak bekçimiz olan kadınları ve çocukları eksik erkek oldukları için zararsız görüp erkeklere ceza amaçlı bunu yapmanın bilinen sonucu kadınların ve çocukların eksik insan sayılmasını ve farklı değerlendirilmesine neden olabilir.

Tahmin edilmeyen şey insanlar çoğu zaman kendi kişiliğine göre davranmaz. Bulunduğu konumdaki role göre davranır. Yani bu durumda kadınını futbol endüstürisinin tüketicisi olabilir. Bu ikinci dediğimi stad dışında elinde çanta kucağında çocuğuyla sırasını beklemek yerine tezahurat yapan kadınların durumu ortaya koyuyor.

Bu Düzenlemeyi yapan bürokratların kafasında olan tabiki kapıları kıran tüm maç boyunca tezahurat yapan kadınlar değildi. Fıtratında şiddet olmayan elinde çantası kucağında çocuğu erkeklerden korkan bir kadın ve çocuk düşünüyorlardı. Yani seyircisiz oynanmış veya eksik erkek olan kadın ve çocuklarla oynanmış fark etmez, çünkü onlar seyirci değil. Devletin şiddet tekelini sekteye uğratan erkek devletin diğer erkekleri cezalandırması.

Ama bu “cezalandırma” insanların davranışları bulundukları yerde bulundukları role göre değişmesini atlamış. Aynı kadınlar evlerinde kocalarına meyve soyup kocalarına sorular sorup maçı anlamaya çalışan kadınlar.

Bunun sonucunda bence kadın ve çocukları toplumsal hayatta tekrar ayırma girişimi ters teper ve futbol endüstrisi “aile değerlerine önem veren” devleti kadınları da kendi tüketicisi yaparak faka bastırmış olabilir.


Milliyetçiliğin Üretilmesinde Cami

Friendfeed‘te yazmıştım düzenleyip konuyla ilgili tarafını buraya da alayım.

Milliyetçiliğin yaratılışında okullar kadar diyanet yoluyla tahakküm altına alınan camide etkili oldu.

Devletin din üzerinde tam bir tahakküm sağlaması için tüm özerk dini kuruluşlar kapatıldı(tekke ve zaviyeler). Sadece diyanet ile devlet yararına olarak din düzenlendi. Elhamdürillah türküm gibi sözlerde böyle ortaya çıktı. Yani dinle türkçülüğün birleştirilmişi olan garip birşey oluştu.

Halk üzerinde hakim olan türklük tanımı yani ortadoğu ve afrika dışındaki balkan kafkasya ve ortaasyadaki “müslümanlar” türktür anlayışıda böyle çıktı

Bu nedenle ders kitaplarında macarlar için falan “türklük bilincini kaybetmiş” denir.

Milli din yaratılamayacağı için islamı en iyi anlayan millet olan türk milleti söylemi bu nedenle yaratıldı.


Üniversitenin Özerkliği ve Sistem Dışı Çözüm

Üniversitenin özerkliği; katolik kilisesininde çıkarına olarak teolojiyi devletlere bağlı kılmamak için oluşturulmuş bir durum. Yoksa ortaçağ üniversiteleri kilise değil devlet güdümün girecek ve kilisenin hiyearşisinin üst kısmı ‘devletine bağlı’ kişilerden oluşacaktı.

Fransız devrimi oldu kilise amı götü dağıttı. Kilisenin ufaktan yeni yeni başlamış halka yönelik dini okulları gibi bu da devlet güdümüne girdi. ama kilise okulları gibi yeni oluşum ulus devletler tarafından kilise yerine devletin egemen olduğu public schooling’e çevrilebildi.

Public Schooling; devlet eğitimi, milli eğitim devletin egemen olduğu halkı küçük yaştan itibaren belli yaş gruplarına bölerek 19.yydaki fabrika benzeri(zil, mesela) belli bir müfredatla endoktrinizasyona uğratmasıdır.

İtaat eğitimi veya iyi asker iyi işçi yaratmak olarakta amaçları sıralanabilir.

Ama üniversite gibi köklü bir kurum bu kadar sert çevrilemedi. sonraki özgürlük dalgasıyla kısmen public schollinge göre daha özerk kaldı.

Günümüzde sosyalist çevrenin en rahatsız olduğu konulardan biride üniversitelerin piyasalaştırılmasıdır. Paradigmayı unutup kapitalist düzende sosyalizmi yaşayabileceğini umarak avrupadaki devletleri sosyal devlete dönüştürerek sorunun düzeleceğini sanarak sorunu büyütende bu görüş.

Kapitalizmin alternatifi hiyearşik bürokratik serfikilandırma kurumları değildir. Üniversiteler sosyal devlet dalgası sonrası neo liberalizm dalgası nedeniyle artık küçültülen devletlere bürokrat yetiştirme yeri olmaz. Bu durum diplomalı işsizler yaratır.

Kapitalizme nitelikli müdürler gerekiyor. Bu yüzden devlet kapitalizm anlaşması olan public schooling sonrası. Üniversitelerde 20yy ortası sekteye uğrasada devlet kapitalizm anlaşması yeniden sağlanıyor.

Özellikle Türkiye ve diğer 3.dünya ülkeleri açısından bakarsak bu devletlerde zamanında kapitalizm gelişmediği için devlet batıdan alınan bu modelleri kendine uyguladığı için yukardaki “iyi asker iyi işçi” formülasyonundaki kapitalizmin etkisi fazla olmayınca bu tamamen devletin hakim olduğu iyi asker iyi memur”‘a dönüşüyor

Ama yukarda dediğim gibi neo liberalizm dönemi dalgaları yeni yeni kapitalizmin hakim olduğu bu ülkeleri de etkileyince devlet küçülüyor ve okul aşığı 3.dünya ülkelerinin public schoolingi memur yetiştiriken devlet küçülmeye başlıyor. bunun sonucu ise gene bu ülkelerde çok fazla görülen diplomalı işsizlere yol açıyor. Üstelik kapitalizmde kendine uygun işçi, müdür bulamıyor.

Sistem zaten bunun ara yolunu bulmuş özel sertifika programları vb ile bunu geçici olarak hallediyor. Şimdi yetirce güçlendikçe eski yapıyı da bu duruma uyduruyor.

Bunun sonucunda tüm eğitim sistemi ve piyasalaştırılmaya çalışılırken veya günümüz paradigmasına uyumlu hale getirilmeye çalışılırken buna karşı çıkan kişiler eski bürokratik hiyearşik yapıyı savunur duruma düşüyor.

Bu nedenle sorunun kökenine inip artık üniversite olsun devlet okulları olsun bu konularda sendikaların işçiler için yaptığı gibi daha çok maaş talebi gibi parasız eğitimi değil bizi tahakküm altına alan bu paradigmaya karşı çıkalım.

Bunun içinden yapılan çözümler bu sistemi daha mistifikasyonlaştırır ve tabulaşmasına yol açar.

Önemli olan insanların emeklerine bir değer biçilerek emeklerini zorla satan ücretli köleler olmamasını savunmaktadır. Önemli olan İnsanların bir hiyearşi içinde düzenli olarak birbirlerini endoktirinizasyona uğratıp bu yolla sosyalizasyona uğratmamasıdır.


İnterneti başıboş bulan Atatürk düşmanlarına sanal savaş ilanı…

Çok güzel eğlenceli öğretici bir site http://ataturkcudusunce.wordpress.com/

kemalist hezeyanlarında bir numara.

ne yazık ki elegeçirilmiş(veya öyle olması düşündürülmek istenmiş)

atatürkçü çocuk eğitimi

“Ataturk lokmasini bitiren cocuklari cok severdi”
“Kurtulus savasinda cephede bu yemekleri bulamiyorlardi”
“Bunlari yersen Ataturk gibi akilli olursun”

gibi ders verici ve sevdirici cumleler kurulabilir pekala.

Cocuk (mesela sobaya dokunmamasi gibi onemli konularda) korkutulacagi zaman da ayni sey gecerli. Cahil anne babalar cocuklarina “Seni umaciya veririm” “Ocu geliyor” “Canavarlar duyar” “Doktor gelecek sana igne yapacak” gibi sacma sapan seyler soyluyorlar. Bunlar yerine, devrimlerle daha uyumlu olabilecek seyler tercih edilebilir. Mesela:

“Dinciler geliyor“,
“Seni sakallilara veririm“,
“Gericiler duyar” ,
“Sikmabaslar goturur” ,
“Seriatcilar gelecek sana igne batiracaklar, kurban gibi kesecekler”

kemalist kişilik bozukluğu hat safada

ANKET YAPTIM: Tum Dunyanin Onunde Saygiyla Egildigi Tek Lider Kim?

Bir Bati ulkesinde cogunlugu Avrupali bu genclere su soruyu sormustum: “Bugun Tum Dunyanin Onunde Sonsuz Saygiyla Egildigi Tek Lider Sizin fikrinizce Kimdir?” (Orjinal soru: PLease tell me Which leader inthe world in your opinion is the only leader before which all the world citizens bend down today with eternal respect?)

Iki uc saatin sonunda bu kadar yeter deyip biraktigimda okulun icindeki bir kafede oturup bilgisayarimi actim sonuclari derledim. Toplam 216 ogrenciyle konusmusum.

Yuzdeye vurunca sonuclar soyle cikti:

1- Ataturk %97

2- Churchill %2

3- Diger %1

Avrupanin ortasinda manzara bu!

holy mother of god!!!

BILIMSEL ARASTIRMA: 23 Nisan: Butun dunya nese doluyor

Ben bu yalanci iddialari curutmek icin daha da vakit kaybetmeden, yani bu iddialar pek yayilmadan ise koyulup yilanin basini yavruyken ezmeye karar verdim ve Cumartesi gunu bir sinemada bilimsel calisma yapma firsati buldum. Gittigim sinemanin bir baska salonunda cocuklara yonelik bir film oynatiliyordu, bu nedenle de salonda cok sayida cocuk vardi. Onlara sordum: “Bir yilda 365 gun var, sizi en mutlu eden gun hangisi?” (There are 365 days in one year, in which day are you the happiest?)

Sevgili dostlar, bu anketlerin sonuclari herkesin malumudur ancak ben yine de yaziim dedim. Malum, bu heriflerde akil mantik rasyonellik gibi seyler aramak mumkun degil, bilimsel kanitlari bastan agizlarina oyle bir tikamak lazim ki bidaha olene dek acamasinlar o pis agizlarini. Ben notlarima baktigimda o gun 61 cocuklar konusmus oldugumu goruyorum. Bu 61 cocugun 61’i de, YANI YUZDEYUZU kendilerine mutluluk veren gunun 23 Nisan oldugunu 23 Nisan gununun kendileri icin dogumgunlerinden ya da kendi milli bayramlarindan cok ote bir anlam ifade ettigini belirttiler. Cocuklarin gozlerinin icindeki o coskulu ifadeyi gormeliydiniz! Hepsi Ata’ya sevgilerini ve saygilarini acikca ifade ettiler. Cogunun odasinda Ataturk resimleri de varmis.

vallahi duruyor abi durduramıyoruz 🙂

Bilimsel Arastirma: Tarihin Aydin Donemleri!!!

Bu soruyu piril piril yuzlu, acik basli, 87 aydin insana sordum, bilimsel metodlari olan sonsuz inancim geregi orada bulunan 4 tane sikma bas yobaza da ayni soruyu yonelttim. Cunku biz onlar gibi degiliz, bilime saygimiz var, sikmabas bile olsa eger orneklem icerisinde yer aliyorsa onlara da soru yoneltmek sikmabaslara olmasa bile bilime olan saygimizin bir gostergesidir.

Boylelikle sevgili dostlar, 91 kisiye soru sorarak bilimsel arastirmami gerceklestirmis oldum. Sonuclar herzamanki gibi carpiciydi.yuzdeye vurdugumsa sonuclar soyle geldi;

%86: 1920lerin, 1930larin Turkiyesinde yasamak isterdim. Aydinlik, umut dolu, gelecege piril piril bakan,ilerici ve cagdas bir halkin (iclerindeki birkac cirtlak ses haricisinde) aydinlik yarinlara dogru ilerledigi o kutlu donem insanlik tarihinin en muhtesem donemidir. O donemde yasamak, Kemal Ataturk’u dunya gozuyle gorebilmek isterdim.

%11: Ronesans ve reformun cesitli anlarina denk gelen donemler. ( farkli ogrenciler, ronesans ve reformun farkli donemlerine karsilik gelen zamanlarinda yasamak istediklreini soylediler.)

%3: Diger (Bu kategoriye giren ogrencilerde Hz Omerin adaletli devrini, 4 halife devrini, islamin saadet asrini, ve Fatih Sultan Mehmet donemini ozlediklerini soylediler. Kim olduklarini siz anlayin artik, fazla soze gerek var mi?)

“SAKALLI DEDE” BASLIKLI YAZIM HAKKINDA COK ONEMLI BIR ACIKLAMA

Sakalli dede baslikli yazimla ilgili bana ulasan bazi okur mektuplarinda “Sakallilari sevimli mi gostermeye calisiyorsun?” seklinde sorular geliyor. ASLA! gerci yazida gayet acik ama madem anlasilmamis kisaca izah edeyim:

Gerçekse adamlar aşırı derecede atatürk almaktan iyice uçmuşlar. Eğer trollerse komik ve başarılılar.


Türkiye’de Kişi Kültü

Türkiye’nin ortadoğudaki diğer diktatör yönetimlerinden farklı bir biçimde ismet inönünün yönetimi bırakmasıdır. bunun sonucunda liberal demokrasi benzeri bir sisteme geçmişitir. ismet inönü diğer ortadoğu diktatörlerinin yapamadığını(ve atatürkünde) yaptı ve tasfiye olmayı kabul etti.

Türkiyenin liberal demokrasi benzeri rejimin Türkiyeye gelmesinde en kilit unsur İsmet İnönüdür. ortadoğudaki diğer krallar, diktatörler iktidarlarından vazgeçemediği için bugünkü liberal demokrasiye en çok benziyen ortadoğu ülkesi türkiye olmuştur. Tabi bu asla liberal demokrasi değildir. kapitalizmin etkili olmadığı bir liberal demokrasi olmaz.

İsmet inönüden sonra chp’den ayrılıp kurulan dp ise hem yumuşak bir geçişi sağlamış hemde Celal Bayar etkisiyle ve tek parti döneminden gelen bir alışkanlıkla Atatürk kültünü sağlamlaştırarak İsmet İnönü kültünü kırmıştır.