Ulus Devletin Meşruiyet Kaynakları

Eskiden atalara tanrilara dayanan otorite saglayici mesruiyet, gunumuzdeki parlementer demokrasilerde halka dayaniyor ve bir tasla iki kus vuruyor. hem halk kendini efendileriyle ozlestiriyor ve efendilerine ayaklanmalari zorlasiyor, hemde manipule edilmis kalabaligi populizm sayesinde cok guzel kullanılabilir oluyor.

mesruiyetin halka dayandirilması ve bu tiyatronun oynanmasiyla mutlakiyetci rejimlerin devrilip yerine milli dininde devlete entegre edildigi ulus devletler ortaya cikti. buna dayanan mesruiyette sarsildigi icin kendilerini tanrilara veya atalara baglamayan oligarsi ve otokratlarda halkin ayaklanmasi sonucu gucunu kesfettikleri populizmde buldular.

Yeni din gibi yeni mesruiyet ve yeni millette devlete entegre edildi ve mesruiyet devletin mali olan vatandaslara dayandirildi. bu da aynen yukarda yazdigim gibi bu yeni mesruiyet kendini ozlestirme(insan kendine karsi cikmaz, futbol takimi tutmak gibi) ve eski mesruiyetin olusturdugu tabularin hasar almasindan kaynaklanir


Otoritenin Düzeni Üretme Araçları

Hapishane okul tımarhane. İnsanın farklılıklarının egemenin ihtiyacına göre törpülendiği şekil verildiği yerlerdir. İnsanların var olan düzene uyum sağlamasını ve direnişinin kırılmasını sağlar. Yıldırır.

Otorite kurmak isteyenler insanın belli bir otoriteye bağlı olarak tüm ihitiyaçlarını karşılamayı ilke edinmişlerdir. insanlar sürekli izole edilmek istenir. çok kişide olsa hücrede de olsa. çok kişi ise belirli tanrıların (öğretmen, gardiyan, hastabakıcı, doktor) gözetiminde, her türlü şeyiyle onlara bağlı olarak yaşar.

Kitle içindeki izolasyona örnek olarak: sınıflarda konuşmanın, gülmenin yasak olması sadece otoriteye bağlı olarak bu eylemi gerçekleştirilebilmesiyle örneklenebilir. Bu yapılar insanların bireysel kimlikleri yok edip oluşturulmak istenen topluluğa kendi normlarıyla zorla entegre edip sistemin sürekliliğini sağlar. Çünkü insan bu dayatılan normları benimsemezse kitle içinde çatışma yaşamadan ilişki kuramaz. Sadece normlara uyum sağlar.

Bu endoktrinizasyon yuvaları günümüzdeki eşitsizliği korumanın ve yeniden üretmenin en önemli araçlarından biridir.


Üniversitenin Özerkliği ve Sistem Dışı Çözüm

Üniversitenin özerkliği; katolik kilisesininde çıkarına olarak teolojiyi devletlere bağlı kılmamak için oluşturulmuş bir durum. Yoksa ortaçağ üniversiteleri kilise değil devlet güdümün girecek ve kilisenin hiyearşisinin üst kısmı ‘devletine bağlı’ kişilerden oluşacaktı.

Fransız devrimi oldu kilise amı götü dağıttı. Kilisenin ufaktan yeni yeni başlamış halka yönelik dini okulları gibi bu da devlet güdümüne girdi. ama kilise okulları gibi yeni oluşum ulus devletler tarafından kilise yerine devletin egemen olduğu public schooling’e çevrilebildi.

Public Schooling; devlet eğitimi, milli eğitim devletin egemen olduğu halkı küçük yaştan itibaren belli yaş gruplarına bölerek 19.yydaki fabrika benzeri(zil, mesela) belli bir müfredatla endoktrinizasyona uğratmasıdır.

İtaat eğitimi veya iyi asker iyi işçi yaratmak olarakta amaçları sıralanabilir.

Ama üniversite gibi köklü bir kurum bu kadar sert çevrilemedi. sonraki özgürlük dalgasıyla kısmen public schollinge göre daha özerk kaldı.

Günümüzde sosyalist çevrenin en rahatsız olduğu konulardan biride üniversitelerin piyasalaştırılmasıdır. Paradigmayı unutup kapitalist düzende sosyalizmi yaşayabileceğini umarak avrupadaki devletleri sosyal devlete dönüştürerek sorunun düzeleceğini sanarak sorunu büyütende bu görüş.

Kapitalizmin alternatifi hiyearşik bürokratik serfikilandırma kurumları değildir. Üniversiteler sosyal devlet dalgası sonrası neo liberalizm dalgası nedeniyle artık küçültülen devletlere bürokrat yetiştirme yeri olmaz. Bu durum diplomalı işsizler yaratır.

Kapitalizme nitelikli müdürler gerekiyor. Bu yüzden devlet kapitalizm anlaşması olan public schooling sonrası. Üniversitelerde 20yy ortası sekteye uğrasada devlet kapitalizm anlaşması yeniden sağlanıyor.

Özellikle Türkiye ve diğer 3.dünya ülkeleri açısından bakarsak bu devletlerde zamanında kapitalizm gelişmediği için devlet batıdan alınan bu modelleri kendine uyguladığı için yukardaki “iyi asker iyi işçi” formülasyonundaki kapitalizmin etkisi fazla olmayınca bu tamamen devletin hakim olduğu iyi asker iyi memur”‘a dönüşüyor

Ama yukarda dediğim gibi neo liberalizm dönemi dalgaları yeni yeni kapitalizmin hakim olduğu bu ülkeleri de etkileyince devlet küçülüyor ve okul aşığı 3.dünya ülkelerinin public schoolingi memur yetiştiriken devlet küçülmeye başlıyor. bunun sonucu ise gene bu ülkelerde çok fazla görülen diplomalı işsizlere yol açıyor. Üstelik kapitalizmde kendine uygun işçi, müdür bulamıyor.

Sistem zaten bunun ara yolunu bulmuş özel sertifika programları vb ile bunu geçici olarak hallediyor. Şimdi yetirce güçlendikçe eski yapıyı da bu duruma uyduruyor.

Bunun sonucunda tüm eğitim sistemi ve piyasalaştırılmaya çalışılırken veya günümüz paradigmasına uyumlu hale getirilmeye çalışılırken buna karşı çıkan kişiler eski bürokratik hiyearşik yapıyı savunur duruma düşüyor.

Bu nedenle sorunun kökenine inip artık üniversite olsun devlet okulları olsun bu konularda sendikaların işçiler için yaptığı gibi daha çok maaş talebi gibi parasız eğitimi değil bizi tahakküm altına alan bu paradigmaya karşı çıkalım.

Bunun içinden yapılan çözümler bu sistemi daha mistifikasyonlaştırır ve tabulaşmasına yol açar.

Önemli olan insanların emeklerine bir değer biçilerek emeklerini zorla satan ücretli köleler olmamasını savunmaktadır. Önemli olan İnsanların bir hiyearşi içinde düzenli olarak birbirlerini endoktirinizasyona uğratıp bu yolla sosyalizasyona uğratmamasıdır.


“Meşru” şiddet Tekeli

Devletlerin meşru şiddet tekeline sahip olması çok garip yahu. Her konuda öyle devlet alınca vergi mafya alınca haraç olması gibi. Mısırdaki olaylarla beraber Friendfeedte bu konular tartışılmaya başlıyınca dayanamadım yazayım dedim.

Hatta devletlerin sahip oldugu silahlarla dunyayi bilmem kac kez yok edebilecekken insanlarin silahlanmasi neden rahatsiz etsin. devletler savasinca milyonlarca insan oluyor. onemli olan devlet gibi buyuk teror orgutlerinin elindeki silahlardir. buyuk otoritelerin silahlanmasini onlemek cok daha onemli. yoksa zaten bir grup insanin yaptigi siddet devletlerin uyguladigi siddete kiyasla cok kucuktur. otoritelerin bolunmesi un ufak olmasi gerekir milyarlari oldurebilecek bir guc olusmasin

Halkin devlete karsi v for vendettadaki gibi yurumekten baska direnis gucu olmazsa(ki zaten halk orda salakca hicbirsey yapmadan silahli askerlerin arasina dalabilirmi lan. zabita bile engeller ama film iste.) bugunku gonullu kolelik gibi bir durum ortaya cikar otoritenin guc kullanmasi durumunda oranti guc gibi tartismalar olur. fakat bir nedenle “mesru” guc odaklari disinda biri guce bas vurursa. o kisi terorist olur hain olur servet dusmani olur. pasivist bir dusunce ile dusunmezsek ve bu gibi olumleri istemiyorsak en buyuk otoritelerin siddet gucune karsi kisilerin kendi siddet gucune sahip olmasi gerekir. yoksa sonunda bu siddet gucununde tek bir otorite elinde toplanmasi ve diger hicbir gucun varligina imkan vermeyecektir.


Türkiye’de Kişi Kültü

Türkiye’nin ortadoğudaki diğer diktatör yönetimlerinden farklı bir biçimde ismet inönünün yönetimi bırakmasıdır. bunun sonucunda liberal demokrasi benzeri bir sisteme geçmişitir. ismet inönü diğer ortadoğu diktatörlerinin yapamadığını(ve atatürkünde) yaptı ve tasfiye olmayı kabul etti.

Türkiyenin liberal demokrasi benzeri rejimin Türkiyeye gelmesinde en kilit unsur İsmet İnönüdür. ortadoğudaki diğer krallar, diktatörler iktidarlarından vazgeçemediği için bugünkü liberal demokrasiye en çok benziyen ortadoğu ülkesi türkiye olmuştur. Tabi bu asla liberal demokrasi değildir. kapitalizmin etkili olmadığı bir liberal demokrasi olmaz.

İsmet inönüden sonra chp’den ayrılıp kurulan dp ise hem yumuşak bir geçişi sağlamış hemde Celal Bayar etkisiyle ve tek parti döneminden gelen bir alışkanlıkla Atatürk kültünü sağlamlaştırarak İsmet İnönü kültünü kırmıştır.


Tımarhane ve Hapis

Bugünkü şartlarda, internetin ve tonlarca iletişim aracının bulunduğu dönemde ne diye çocukları yaşamlarının başlangıcında okullara kapatıyoruz?

Okuluda olanlar;

Dört duvar, gardiyanlar, zorunlu angaryalar, fiziksel ve psikolojik işkence, deli gömleği ve mutlak itaat.

Okulda olmayanlar;

Özgürlük, eşitlik, düşünce özgürlüğü, insanın kendini ifade edebilmesi, en temel doğal ihtiyaçları zorunlu olduğu zaman yerine getirmek.

Peki okulun işlevi bilgi öğrenimi değil mi? Okulda öğrendiğimiz bilgiler ne işe yarıyor? Hemen hemen hiçbir işe. Okulda geçirdiğim zamanı bilgisayar başında geçirseydim veya sırf kitap okuyarak geçirseydim kendi adıma çok daha fazla bilgi öğrenirdim. Peki ama devlet neden okulları yöneterek çocuklara işkencede bulunmayı amaçlar?

Okul insanları tek tip yetiştirmeyi amaçlamaktadır. Tüm dünyada okullar bir devlete bağlı olduğu için okullar devletin uygun vatandaş(devlet kölesi) yetiştirme kurumudur.  Türkiye’de de bu durum farklı değildir.

Türkiyede herhangi bir eğitim kurumundan mezun olacaklardan olmaları beklenen vatandaş tipi;

-ulusalcı(Türk’ün türkten başka dostu yoktur görüşüne inanan fakat çok aşırı uçlara kaymayacak kişi)

-Atatürkçü(Atatürk yoktu düşman çoktu, atatürk geldi düşmanı yendi tarzı bilgisi olan. Atatürk ne yapmışsa doğrudur.(Adeta ikinci din))

-laik

-müslüman(su katılmış olacak. şeriat istemiyoruz diyecek. 11 ay içki içecek 1 ay günah diyecek)

bu vatandaş tipinde birşey var. Bu kadar birbiriyle çelişen ilkeleri bir araya toplarsan bir yerinden patlayacaktır. Milliyetçilik fransız devriminin kötü bir sonucu olmuştur. Bugünkü devletlerin dayanabileceği en sağlam propaganda yöntemlerindendir.

Atatürkçülükte zaten orjinal bir görüş değildir.  fransız devrimi düşünürlerinin görüşleri ve İtalyan faşizmi döneminden alınan fikirlerle oluşturulmuş bir görüştür.

Laik ve müslüman en garibi. Müslümanlık zaten saldırgan bir din. İnsanın yatak odasından girip savaşlardan çıkıyor. Bunu kontrol altına almak için diyanet kurulmuş. Peki bu kadar tehlikeli bir güç olan dini devletler neden mi kullanmak isterler?

“Din sıradan insanlar için gerçek, aydınlar için yalan, iktidarlar içinse kullanışlıdır.” Seneca